Mafya Savaşlarından Dünya Savaşına: Thompson Hafif Makinalı Tüfek

Mafya Savaşlarından Dünya Savaşına: Thompson Hafif Makinalı Tüfek

Tasarım çalışmaları 1917 yılında General John Taliaferro THOMPSON (1860-1940) tarafından başlatılan Thompson hafif makinalı tüfeklerinin üretimi üzerine yapılan ilk sistemli çalışmalara I. Dünya Savaşının hemen ardından 1919 yılında başlandı.

26 Ekim 2016 Yazı: Beheşti Şükrü Akbaba

Bu silah piyasaya sürüldüğü ilk yıllarda organize suç örgütlerinin yoğun ilgisi nedeniyle mafyalaşmanın bir sembolü olarak görülmüş olsa da özellikle II. Dünya Savaşı ve bunu izleyen süreçte diğer savaş alanlarında gösterdiği başarılar sayesinde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir çok ülkenin silahlı kuvvetlerinde kendisine yer edinmeyi başarabildi. Özellikle Soğuk Savaş sürecinde Batı Bloğu’nun her hangi bir şekilde müdahil olduğu; 1948 Arap-İsrail Savaşı, Kore Savaşı, I. Çinhindi Savaşı, Vietnam Savaşı, Çin İç Savaşı ve Bosna Savaşı gibi bir çok savaşta uzun yıllar boyunca kullanılmış olan Thompson ve taklitlerinden günümüze kadar 1.7 milyon adet üretildiği tahmin edilmekte. 

 



General THOMPSON, I. Dünya Savaşını çok yakından takip etmişti. Savaş boyunca süren siper ve süngü muharebeleri dönemin tüm askeri otoriteleri gibi onu oldukça etkilemişti. I. Dünya Savaşının gerçekleştiği yıllarda savaşın asıl yükünü sırtlanmış olan piyade erlerinin kullanmakta oldukları silahlar ülke farketmeksizin hemen hemen aynı özelliklere sahiptiler. Uçlarına süngü takılabilinen uzun bir namluya sahip olan bu silahların her atışın ardından tekrar kurulması gerekliydi. Genelde piyadeleri korumak veya baskı ateşi açmak amacıyla kullanılmakta olan makinalı tüfekler ise aşırı bir ağırlığa sahip olduklarından dolayı sürekli sabit bir konumda kalmak zorundaydılar.



Bu bilgilerden yola çıkan General THOMPSON üretilmesi gereken yeni silahla ilgili olarak piyadelerin karşılaşacakları zorlukları göz önünde bulundurarak bir kaç çıkarımda bulundu;



a) Muharebeler birbirlerine oldukça yakın iki siper arasında gerçekleştiği için piyadeler uzak sayılabilecek mesafelere atış yapmak zorunda kalmamaktaydı ve bu yüzden piyade erlerin kullanacakları yeni silahların namlu uzunluklarının aşırı bir uzunluğa sahip olmasına gerek yoktu. Ayrıca sürekli olarak siper kazmak zorunda kalan askerlere uzun ve kaba silahlar zorluk çıkarmaktaydı.



b) Bulundukları savaş bölgelerine göre farklılık arz etmekle birlikte piyade erler kazdıkları siperler içirisinde bazı durumlarda aylarca beklemek zorunda kalabilmekteydiler. İşte bu sebeple tasarlanacak olan yeni silah oldukça basit ve dayanıklı bir yapıya sahip olmalıydı.



c) Tasarlanacak olan bu makinalı silah öncekilerden farklı olarak hafif bir yapıya sahip olmak zorundaydı. Çünkü çatışmaların yoğunluk kazandığı dönemlerde siperler çok sık olarak el değiştirebilmekteydi. Böyle durumlarda askerlerin makinalı tüfekleri taşımaları son derece zahmetli ve de tehlikeli olabilmekteydi.



THOMPSON bu araştırmalarını henüz tamamlamamışken John Bell BLISH isimli bir silah tasarımcısı 1905 yılında daha sonradan Thompson hafif makinalı tüfeklerde kullanılacak olan ‘sürtünme gecikmeli geri tepmeye dayalı ateşleme sistemi’ni tasarladı ve patentini almayı başardı. Bu sistem temel olarak mekanizmanın iki yanına eğimli bir bir şekilde yerleştirilmiş olan bloklar aracılığıyla sürtünme kuvvetinden yararlanmayı amaçlamaktaydı. Sürtünme kuvveti sayesinde sürgü istenilen ateşleme hızına uygun olabilecek bir şekilde yavaşlatılabilmekteydi.



Bu sistemin tasarlanması istenen yeni silahta kullanılabileceğinin anlaşılmasının ardından ‘Annihilator I’ isimli projeye kaynak sağlandı. Auto-Ordnance Şirketi aracılığıyla üretilecek olan bu silahın tasarımına aslında ilk olarak 1916 yılında başlanmış oldu. Bu yeni silah ilk olarak kullanacağı mühimmat Amerikan askerinin yakından tanıdığı .45 ACP olarak belirlendi.



Silahın tasarımı 1918 yılında tamamlandı ancak bu tarih I. Dünya Savaşının bitişine denk gelmekteydi. Bu yüzden Avrupalı devletler silaha beklenen ilgiyi göstermediler. Savaş sonrasında Annihilator sivil piyasada rağbet görmeyi başardı ancak yine de başlangıç beklentisinin oldukça altında kalındı. Ayrıca dünya genelinde hafif makinalı bir tüfek üretmeyi başaran tek devlet ABD değildi...




Alman MP18;



Rahat bir şekilde taşınabilen ilk makinalı silah olan MP18 I. Dünya Savaşının sonu gelmek üzereyken 1918 yılında Almanlar tarafından üretildi. 1916 yılında ünlü silah dehası Hugo Schmeisser tarafından tasarlanan MP18, Bergmann Waffenfabrik (silah fabrikası)’de üretildi ve bu silah 1918-1945 yılları arasında Alman ordusu ve polis teşkilatı tarafından kullanıldı. 9x19 mm Parabellum mühimmat kullanan MP18 dakikada 500 mermi atabilmekteydi. Versay Anlaşması ile üretebileceği silahlar kısıtlı olan Almanya MP18 aracılığıyla anlaşma maddelerindeki yasakları çiğnemeden etkili bir otomatik silaha sahip olmayı başarabilmişti.



Mafyatik Thompson: M1921



Annihilator üzerinde yapılan bazı değişiklikle piyasaya sürülen ‘M1921’ modeli yüksek maliyeti nedeniyle devlet kurumları tarafından çok fazla ilgi göremedi. Bu modelin asıl müşterileri başta da belirttiğimiz gibi mafyalar oldu ve Thompson bu model ile mafyalar aracılığıyla da olsa adını duyurmaya başladı. Bunu izleyen süreçte mafya elemanları ile denk bir konumda olması gereken kolluk kuvvetleri de bu silahla teçhizatlandırılmaya başlandı.



II. Dünya Savaşında Thompson


Amerikan ordusu 1938 yılında Thompson hafif makinalı tüfeğini geniş çaplı olarak satın almaya başladı. Ordunun aldığı Thompson’ın M1 ve M1A1 versiyonlarını tercih etti. Bu silah genelde Pearl Harbor gibi Pasifik Cephesinde yer alan üslerde bulunan askerlere dağıtıldı.



Savaşın ortalarına gelindiğinde Thompson’a olan rağbet özellikle Avrupa’daki savaş alanlarında hızla arttı. Nazi’lerin kullanmakta olduğu silah teknolojisinin oldukça gerisinde kalındığını düşünen Fransa ve Yugoslavya gibi ülkeler işgale uğramadan hemen önce ABD’ye yüksek miktarlarda Thompson siparişleri vermeye başladı. Birleşik Krallık da üretmeye başlayacağı yeni piyade silahlarında Thompson’ın mekanik pirensiplerinin benimsenmesi gerektiğini kabul etti.



Yine bu yıllarda Pasifik’de bulunan üslerdeki askerlere siper ve şehir savaşlarının bu bölgede daha az yaşanmasından dolayı Thompson’a göre daha kuvvetli mühimmatlar kullanan ve bu sayede daha güçlü bir silah olan otomatik piyade tüfeği ‘BAR’lar dağıtılmaya başlandı. Bu silah Thompson’a göre daha öldürücü bir kuvvete sahipti ancak oldukça da ağırdı. Ayrıca BAR’ın kullanmakta olduğu mühimmatlar devlete pahalıya patlamaktaydı. Sovyetler Birliği’nin Nazi’ler karşısında zafer kazanmasını isteyen ABD bu yıllarda savaşın Doğu Cephesinde mücadele eden Kızıl Orduya mühimmat desteği sağlama kararı aldı. Böylece BAR’ın kullandığı mühimmat daha da masraflı bir hale gelmiş oldu.



Pasifikte savaşan ABD kuvvetleri tüm bu sebepler göz önüne alınarak daha hafif bir yapıya sahip olmasının yanında kullanmakta olduğu mühimmat ile de ekonomik olma özelliğine sahip olan Thompson ile teçhizatlandırıldı. Böylece Thompson ABD ordusu içinde BAR karşısında yeniden bir üstünlük kazanmış oldu. Bu durumu izleyen süreçte Avustralya, Birleşik Krallık ve Kanada gibi II. Dünya Savaşında yer alan bir çok Müttefik Devleti de ordularında Thompson’a yer vermeye başladı. 1944 yılına gelindiğinde ise Thompson’ların yerini ondan daha ucuz bir şekilde üretilebilen ‘M3 makinalı tabanca’ aalmaya başladı.




Thompson’ın Eşsiz Tasarımı


Thompson çalışma mekanizması ilerleyen yıllarda bir çok silah üreticisi tarafından benimsenmiş olsa da bu silahın kaba dış parçalarının tasarımı daha sonradan hiç bir silahta kullanılmadı. Bu sayede Thompson ilk bakışta rahatlıkla ayırt edilebilen eşsiz bir silah olarak kalmayı başarabildi.



Silahın ana gövdesi uzunca bir kutuyu andıran üstü düz, kenarları dik köşeli bir yapıya sahipti ve gez silahın tamamına hakim olunabilecek bir şekilde yerleştirilmişti. Silahın şarjörü mekanizk tertibatın hemen altına denk gelecek şekilde yerleştirilmişti ve son derece düz bir yapıya sahipti. Kovan atma boşluğu gövdeye şarjörün hemen üstüne denk gelecek şekilde tasarlanmıştı.



Namlunun altına basit bir şekilde sabitlenmiş olan düz yapılı dahşap el kundağının köşeleri ovalleştirilmişti. O dönemin silahlarında çok fazla rastlanmayan ahşap kabza da silahın dış görünüşü açısından diğer bir ilgi çekici detay konumundaydı.



Hiç şüphesiz ki bu silahın dış görünüş açısından en dikkat çekici parçası eğimli bir yapıya sahip olacak şekilde tasarlanmış olan dipçiğiydi! Thompson’un dipçiğinin böyle orijinal bir eğime sahip olmasının nedeni atıcı tarafından silah üzerinde tam bir hakimiyet sağlanmasının istenmesiydi.




Thompson’ın Çeşitli Versiyonları


Annihilator ve Persuader: Bu iki silah Thompson’un ilk versiyonları olarak kabul edilmekte. Persuader 1918 yılında üretilmiş bir modeldi ve şerit beslemeli bir mekanizmaya sahipti. Annihilator ise sahip olduğu şarjörlü mekanizma dışında bütün parçaları Persuader ile aynı olan bir modeldi.



Model 1919: Bu versiyondan yalnızca test amacıyla çok az miktarda üretilmişti. Daha sonra amerikan polis teşkilatı ve ordusuna inceleme için dağıtılan bu versiyonun diğer tüm Thompson modellerinde önemli bir farkı bulunmaktaydı. Model 1919 dakikada 1500 adet .45 ACP’lik mühimmat atabilmekteydi ve bu gereksiz derecede yüksek bir hız demekti.



Model 1921: Yazının başlangıç kısımlarında da belirttiğimiz gibi M1921 Thompson’ın en çok şöhret kazanan versiyonlarından birisi oldu. Yaklaşık 15.000 adet üretilen M1921 dakikada 800 mermi atacak şekilde tasarlanmıştı. Bu silah ABD’de alkollü içecek satışının yasaklanmasıyla (Prohibition era) 1920-1933 yılları arasında mafyalaşmanın yaygınlaşmasıyla ABD genelinde hem kolluk kuvvetleri hem de mafyalar tarafından en çok tercih edilen silah haline gelmişti.



Model 1923: Bu versiyon Auto-Ordnance tarafından Amerikan ordusu için geliştirildi. Bu versiyon kullanmakta olduğu .45 Remington-Thompson mühimmat sayesinde daha uzun mesafelere daha delici atışlar yapabilmekteydi. Ayrıca M1923 üzerine eklenmiş olan çatal ayak, süngü yuvası ve kayış gibi aparatlar sayesinde standart Thompson çizgisinin dışınan çıkmıştı.



Model 1927: Bu versiyon genel olarak M1921 ile aynı özelliklere sahipti ancak bu tasarıma ek olarak yarı otomatik atış seçeneği de eklenmişti. Daha sonraki yıllarda sivillere satılmak üzere pazara sürülecek olan neredeyse tüm Thompson’lar bu versiyonu baz alarak üretildi.



Model 1928 ve M1928A1: M1928 Thompson’ın Amerikan ordusu tarafından en geniş çaplı olarak kullanılan versuyonuydu. Bu versiyon M1923 ile neredeyse tamamen aynıydı ancak atış hızı mekanizmaya eklenen ağırlık aracılığıyla kasıtlı olarak yavaşlatılmış ve dakikada 600 ile 725 arasına indirilmişti. Buna ek olarak M1928 ile birlikte 20 veya 30 merliklik bir hacme sahip olan standart şarjörlere ek olarak 50 mermilik tambura şarjörler de geliştirildi. II. Dünya Savaşı boyunca Avrupada gerçekleşen neredeyse tüm çatışmalarda Amerikan askerleri bu silahı veya basit değişikliklerle modifiye edilmiş varyasyonlarını kullanmıştı. Ayrıca Avrupalı devletlerin ABD’den sipariş ettiği tüm Thompson’lar ya M1928 yada M1928’ün modifiye edilmiş varyasyonlarıydı.



M1 ve M1A1: M1 versiyonu M1928’in daha da yavaşlatılarak atış hızı dakikada 500’e düşürülmüş hâliydi. Bu Thompson’a ayarlanabilir nişan tertibatı yerleştirilmişti. Ayrıca bunlara ek olarak tasarımda bazı basitleştirmeler de yapılmıştı. M1A1 ise Thompson’ın üretim maliyetleri azaltılmış ve seri üretimi pratikleştirilmiş bir versiyonuydu.



BSA Thompson: Thompson 1926 yılından itibaren İngiltere’de bulunan Birmingham Small Arms (BSA) Şirketi tarafından oldukça az miktarlarda da olsa üretildi. Avrupalı Tommy olarak anılan bu model .45 ACP yerine 9 mm veya 7.63 Mauser mühimmatları kullanmaktaydı.



Yaşlanan Tasarımların Ortak Kaderi:



Thompsonʼın Servis Dışı Kalışı


Özellikle M1928’den türetilmiş olan M1 ve M1A1 versiyon Thompson’lar II. Dünya Savaşı boyunca Müttefik Kuvvetler için oldukça başarılı bir şekilde hizmet verdiler. Bu silahın Amerika’da üretilmiş olan versiyonlarının kullanmakta oldukları .45 ACP’lik mühimmatlar savaşan diğer güçler tarafından üretilmiş olan benzer silahlara göre çok daha yüksek bir durdurucu güce sahiplerdi. Ayrıca silahın ergonomik tasarımı onun zahmetsiz bir şekilde taşınabilen ve kolayca kullanılabilen bir teçhizat olmasını sağlamıştı.



Tüm bunlara rağmen II. Dünya Savaşının sonlarına gelindiğinde bu silah üretiminin yüksek maliyetli olmasından dolayı yerini zamanla İngiliz Sten Serisi veya M3 gibi kendinden daha yeni ve basit olan tasarımlara devretti. ABD; Avrupa ve Pasifikte bulunan Thompson’ların bir kısmını Truman Doktrini doğrultusunda Türkiye gibi müttefik ülkelere ya hibe etti yada oldukça düşük fiyatlara sattı. Kendi topraklarında bulunan askerlerdeki Thompson’lar ise 1971 yılına değin ABD ordusu envanterinde bulunmaya devam etti. 1971 yılına gelindiğinde ise ABD ordusunda 33 yıl boyunca kullanılmış olan bu silah, envanterden çıkartıldı.



Türkiye’deki Thompson’lar:

Thompson’lar TSK envanterine ilk olarak Kore Savaşı sırasında girdi. Kore’de ABD’nin yanında yer alan Türk Ordusunun silahları çağın gerisinde kalmıştı. Bu yüzden ABD anlaşmalar gereği TSK’ya bir miktar Thompson’ı hibe etti.



1952 yılında TSK envanterine girmiş olan Thompson’lar aralarında Kıbrıs Barış Harekatı’nın da bulunduğu bir çok görevde Türk askeri tarafından kullanıldı. 1980’li yılların sonuna gelindiğinde ise bu silahın yerini MP5’ler almaya başladı ve Thompson’lar bu tarihten itibaren kullanımdan çıkarılmaya başlandı.

tarihi tüfeklerthompsonmakinalı tüfek
FACEBOOK İLE YORUM YAP
İLGİLİ HABERLER
Efsanenin Çiftesi İtalyan silah sanatının bir başyapıtı ve ülke tari....
AK’nın Eski Rakibi: KOROBOV TK...Alman A.Korobov tarafından geliştirilen TKB-408 ta....
Winchester 150 Yaşında!Oliver F. Winchester – Bir Vizyon Sahibi Oliver Fi....
Samurayların Favori İlk Makine...Bu silahla ilgili araştırmalarımız sırasında olduk....
Alman Mauser'in Osmanlı'daki H...Ateşli silahların çağının başlamasında büyük etken....
Hafif Makinalıların Atası: Sch...Schmeisser MP-28 II hafif makinalı tüfek, I. Dünya....